içimden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Lohusa Masalı...

14 Aralık 2016 Çarşamba



Lohusalığa veda edeli aylar oluyor.. Ama değinmeden geçemeyeceğim hassasiyette bir konu. Yaşamadan anlaşılmayacaklar listesinde olan bir muamma da lohusalıktır. En basit tabirle doğumdan sonra kadının yaşadığı 40 günlük fizyolojik ve psikolojik sürecin adıdır lohusalık. Bu dönemde siz de "taze anne" sıfatının yanı sıra "lohusa" olarak adlandırılıyorsunuz. Ve bu demek oluyor ki herşeye alınabilir, kızabilir, küsebilirsiniz. 

Şaka bi yana bu dönemde gerçekten farklı düşünce ve hislerde oluyorsunuz. Öyle ki bunu ciddi boyutlarda yaşayıp, depresyona girip kendine veya bebeğine zarar veren kadınlarımız oluyor malesef. Kolay değil bir yandan vücudunuz eski haline dönmeye uğraşırken, bir  yandan yeni sıfatınız anneliğe alışmaya çalışıyorsunuz. Size muhtaç, her koşulda ilgilenmeniz gereken bir bebek bütün sorumluluğunuz ve önceliğiniz olmuş durumda. Uykusuzluk, yorgunluk sizi zorluyor. Hayatınızın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını farkediyorsunuz. 40 gün boyunca evden çıkmamak da kendinizi hapsedilmiş, özgürlüğü alınmış gibi hissetmeniz açısından tuz biber oluyor.



Bütün bunlar zihninizi bulandırırken, bebek bakımı konusunda adeta her biri master yapmış, engin bilgileriyle sizleri sürekli taciz eden aile büyüklerinin, bebek görmeye gelen değerli misafirlerinizin canınızı sıkması kaçınılmaz oluyor haliyle. Kurulan cümlelerin listesi bile var artık. Lohusaya söylenmeyecek sözler diye. Ben kendi duyduklarımla bir liste yapayım madem;

1.Emiyormu? Sütün yetiyormu? (en popüler soru)
2.Ay kucağa alıştırmışsın, sakın kucaklama bırak ağlasın (Ağlasın tabi, arka fon müziği gibi dinleyelim sabahtan akşama)
3. Sezeryanmi yaptın? Keşke yapmasaydın (kısmet be gülüm)
4. Ay çok küçük, ay minnacık (on günlük olduğu için olabilirmi )
5. Çok giydirmişsiniz, hem de bu havada, erkek çocuk sıcağı sevmez. (?)
6. Az giydirmişsiniz, üşüyüp hasta olacak, uğraşacaksın sonra, üç kat giydir (!!!)
7. Bu çocuk aç galiba (halbuse iki dakika beş saniye önce gözünün önünde emzirmiştin)

Normal ve zararsız gibi görülen bu sözleri lohusalıkta ve çokca duymak sizi çıldırtabilir. Oysa onlar da kadındır, onlar da lohusalık geçirmiştir, anlayış  beklemek yanlış değildir. Ve hiçbirzaman unutulmamalıdır ki bir bebeği annesinden daha iyi kimse düşünemez.

Bu dönemde aynaya baktığınızda karşınızda gördüğünüz kadını pek beğenmeyebilirsiniz. Ben aldığım kilolarımın büyük bir bölümünü ilk 10 gün gibi kısa bir sürede ve hiçbir çaba sarfetmeden verdim. Bu arada şunu da anladım ki doğumda malesef kilolarınızın çok çok az bir kısmı gidiyormuş. Ama eve döndüğünüzde, emzirmeye başladığınızda, uykusuzluk ve ödem atma da eklenince, üstelik benim gibi yaza denk gelince baya hafifleyebiliyorsunuz. Zaman bu süreçte öyle hızlı ki siz bebeğinizle ilgilenmekten farkına varamayacaksınızdır. Yine de sabırlı olmak da fayda var, emzirdiğiniz için diyet veya spor yapmak da pek doğru olmuyor açıkçası...

Dışarı çıkmama mevzusu ise bir lohusanın en büyük kabusu, hurafeden öte gitmiyor. Mümkün mü sizce? Zaten bebeğinizin 1 hafta, 1 aylık kontrolleri derken çıkmak durumunda kalıyorsunuz. Malesef bağışıklığımın zayıflaması sebebi ile kendim için de üç dört kez hastaneye gitmek hatta bir gece serum yemek durumunda kaldım ben. Hamilelik boyunca kestirmediğim iyice rapunzele bağlamış saçlarım için de kuaföre gittim. Alışveriş, fotoğrafçı, eczane derken zorunlu ihtiyaçlarınız için de olsa dışarı çıkıyorsunuz. Aslında birazcık hava almak için yürüyüşe çıkmanın, eşinizle veya bir arkadaşınızla küçük bir kahve kaçamağı yapmanın sizi kötü bir anne yapmayacağını bilmelisiniz.

Bu süreçte kendinize iyi bakmanız, her anlamda kendinizi iyi hissetmeniz gerekiyor. Hem sizin hem bebeğinizin sağlığı ve mutluluğu için. Size bu konuda destek olacak, yardım edecek sizi iyi hissttirecek kişilere düşüyor aslında en büyük görev. Lohusayı yalnız bırakmamalı, ona pozitif enerji vermeli ve tabiki yardımlarını esirgememelidir. Bu dönemde anlaşılmak bile en büyük yardımdır lohusa için.






Zor Zamanlar...

26 Aralık 2013 Perşembe
Hepimizin hayatında böyle zamanlar olmuştur; zor zamanlar...
Geçmek bilmeyen sanki asırlar süren zor zamanlar...
Küçük mutluluklar yakalayıp ufak bir tebessüm için didinip durduğumuz zor zamanlar...
Ben yılların enerjisine, getirilerine, uğuruna inanırım.
2012 ne kadar iyi bir yıl olduysa benim için 2013 de o denli sıkıntılı ve zordu.
Kaybettiklerim, sınavlarım...
Öğrendiklerim;
(Şükret
Sabret
İnan)
Kaybettiklerime isyan etmeden, şükrediyorum elimdekilere...
Sabretmenin ne büyük bir erdem olduğunu, dünyanın en sabırsız insanı olarak törpülenmem gerektiğini bu huyumdan...
Ve inanmak, gerçekten inanmak..
İlk defa bir yılın bitmesi üzmüyor beni.
Hatta bir an önce geçsin gitsin istiyorum.
2014'ten umutluyum.
Alllahın adaletine, kaderin dengesine inanıyorum.
Sağlık istiyorum en çok, sonra huzur, olursa da ben küçük mutlulukların insanıyım avuç içi kadar mutluluk...


Sen de Yaz Yaz Yaz Bi Kenara Bütün Sözlerimi...

14 Ağustos 2013 Çarşamba
Yaz demek ne kadar tatil demekse bi o kadar da düğün, nişan vs. demek.. 
Geçen yaz evlilik telaşım vardı, tatil yapamamıştım balayına kadar o da Kasım ortasına rastlar, ayağımı suya sokamamıştım..
Bu sene acısı çıktı diyebilirim..
Ve şimdi başka arkadaşlarımın düğün telaşı var..
Ayakkabımın altına yazdığım isimler silinse de silinmese de tek tek gidiyor...
 
 
Ben mi uğurlu geldim bilmiyorum..
Mutlu çiftler kavuşuyor.
Ayda bir kaç kere bu merasimlere iştirak ediyoruz.
 
 
 
Ramazanı da bayramı da geride bıraktık bu arada.
 
 
 
Zaman hızlı ilerliyor sanki...
Ne kadar Yaz'sa o kadar yazamıyoruz.
Rehavetmi, İnstagramla aldatmacamı nedeni bilinmez..
Bir resim altına tek bir kelime daha işimize geliyor belki..
Kürkçü dükkanına döneceğiz elbet..
Yazın bitmesine ne kaldı şunun şurasında..
Daha sık yazmak dileğiyle
şimdilik hoşçakalın...:)
 

Bu Kareler Konuşuyor...

13 Nisan 2012 Cuma
Resimlerin de dili vardır... Sazsız, sözsüz çok şey anlatır onlar...
Ve hepsinin bir amacı vardır, en amaçsız görünenin bile :)


İstanbul "Aşk"tır.


Uğur getirsin, bize de nasip olsun diye...


Sonsuz olalım, nazar da değmesin diye...


40 yıl hatırımız olsun diye belki de...


Ele inat el-eleyiz diye...





2011'e Elveda Derken...

30 Aralık 2011 Cuma
2011'i geride bırakmaya çok ama çok az kaldı.
Geride kalan diğer yıllar gibi anıları ifade edecek artık bu sayılar bir araya geldiğinde bizim için.
Şimdi tüm umutlarımız, beklentilerimiz, dileklerimiz 2012'de. Gazlarımızı her yılbaşı öncesi gibi fulledik; "Yaptık Olacak" :)
2011'i uzun uzun cümlelerle anlatabiliriim. Ama tek kelime ile özetlemem gerekirse "öğretici"ydi diyebilirim.
Evet çok şey öğretti bana 2011.
Mutlu oldum, üzüldüm, güldüm, ağladım, heyecanlandım, sevdim, sevildim, gezdim gördüm, hayal kırıklığına uğradım, şaşırdım. Ama hepsinde bişey öğrendim.
"Büyük konuşmamak gerekiyomuş" mesela. Öğrendiklerimden yalnızca biriydi bu. Çok şey öğrendim evet.
Beni öldürmeyen her acı güçlendirdi. Daha güçlüyüm şimdi meçhul 2012'ye karşı.
"Şimdi hayat ister çiçeklerle gelsin isterse vursun geçsin.." diyor ya şarkı heh işte bende de öyle bir hava esiyor, öyle bir kafa hakim. Öyle şeyler öğrendim ki çünkü acısa da öldürmez yani...
Benden bu kadar. 2012'den dileğim var ya da yok, bana kalsın. Bu kez saymıycam şu şu diye..
Biri dediki "senin tek rakibin kendin". Aynen öyle; tek rakibim kendim, o yüzden iyi olan kazansın :)
Herkese mutlu yıllarrr!



Kutuma gitmek istiyorum, aç dersen açarım ve açıl susam açıll :)



İçinde neler yoktuki neler :) Ben en çok çikolataları sevdim..
 hep tatlı geçsin, mutlu etsin diye..


Ve assolistler en son çıkar... :)
Polat Rönesans yetkililerine çok teşekkür ederim. Bu güzel jest için...
Özel olarak üretilmiş zeytinyağı..sağlıklı bir yıl için..






Birthday Girl and Happy Birthday to Me!

13 Aralık 2011 Salı
Birbirinden güzel rakamlar ard arda gelmiş bugün
Bunun bir anlamı olmalı
13.12.11
:)
Duyanlar duymayanlara haber versin.
Bugün benim doğumgünümmm...!
Bir yaş daha büyüdüm..
Ama mfö bu şarkıyı bana yazmış olmalı; Hep Yaşım 19 :)
Acısıyla tatlısıyla benim olan bir yaş daha geçirdim.
Yeni yaşım eskiyi aratmasın, pastadaki mumları üflerken dilediğim dilek gerçek olsun.
Başka bir şey istemiyorum, gerisi can sağlığı!

Doğumgünüm haftaiçine denk geliyor diye erken bir kutlama yaptık Cumartesi akşamı.
Çok keyifli, eğlenceli bir akşamdı.
Çok güldük, çok eğlendik, dertleri tasaları evde bıraktık, önümüze baktık.
Sevdiklerim yanımdaydı, sevmediklerim uzakta...
Gecenin sonunda dedikleri gibi "hayat bize güzel!"
Hep de öyle olur inşallah!


Ve Doğumgünü kızı nasılmış, ne giymiş bir bakalım...
Son zamanlardaki favori rengim, herkes gibi ben de kendime bu rengi yakıştırdım. Gerçi kendi doğumgünümde kuzenimle pişti olmasaydık iyi olacaktı :) O da bu renk bir elbise tercih etmiş. Ama olsun durumu 'kalperimizin bir olması'na bağladık :)


Birbirinden hoş hediyeler aldım.
Güzel bir çift söz bile insanı mutlu etmeye yeterken seni düşünülerek alınmış bişeyler mutluluktan ağlamaya götürüyor insanı.
İnsanın sevenlerinin olması harika bişey.
Senede bir gün dahi olsa hatırlanmak kendini özel hissetmek süper bişey.
Doğumgünü kutlamalarım devam ediyor, bir kaç saniyesini ayırıp facebooktan duvarıma yazanların olması bile önemli benim için.
Hep sevgiyle, sevdiklerinizle, sevenlerinizle kalın.
Ve ne diyim, iyiki doğdum ben! :)

Ah Senin Gibisi Yok İstanbul...

5 Aralık 2011 Pazartesi
Seni bu halinle çoooook seviyorum İstanbul..
Aynı bu resimdeki gibi..
Masmavi deniz üstünde bembeyaz bulutların seyre dalınasılığında...


Vapur sesleriyle, insan sesleriyle..
Hep bi yere geç kalma korkusuyla telaşlı, heyecanlı, bazen mutlu bazen hüzünlü..
Ama büyük, ama güçlü..
"Başka"lığının kibiriyle hatta "bambaşka"lığının...
Ve güzel olduğunun farkında olan bir kadın kadar tehlikelisin bunun için.
Ama kimse seni sevmekten vazgeçmiyor bunun için.


Bazen yoruyorsun, zorluyor, üzüyorsun ama  aklı başından alan güzelliğinle birilerinin oluyorsun gönül alıyorsun..Doyuyorlar sana hele günlerde pazarsa hele güneşliyse hava..
Benim oluyorsun, sonra diğerlerinin.
Herkese bir nazar boncuğu. Beyaz bulutlar mavi deniz üstünde misali..


Ama sevmediğim yanların da yok değil..
Trafiğin mesela.
Trafiğe takıldığım zamanlarda kızıyorum sana küfürediyorum içimden
ne kadar küfür sayılırsa onlar..
Yine de "Ah senin gibisi yok İstanbul"



Bu da şarkımız olsun...


Bazen Olur Dilekler...

16 Ekim 2011 Pazar
Yokum bi süredir.. bu aralar dilek tutmakla meşgulüm.. :)
İnsan dilekleri olmadan hiçbişeysizdir bana göre.
Çünkü bizi hayata bağlayan, hayattan tat almamızı, onu anlamlandırmamızı sağlayan umutlar, dilekler, hedeflerdir bana göre..O yüzden ki eğer herşeye sahipseniz ve isteyecek bişey kalmamışsa bu hayat sizin için sıkıcı olacaktır..

Taksim'de kendinizi turist hissedebileceğiniz nadir yerlerden birisi, çoğumuzun bildiği, gezip gördüğü hatta benim gibi dilekler tuttuğu bir yer; Saint-antoine kilisesi...
İnanç konusunda evrensel bir insanım,şuraya girmem, bunu yapmam tarzında radikal normlarım yoktur, inandığım ölçüde tüm dinlere saygı duyar,  gezip görmeye, öğrenmeye çalışırım.


Daha önce mum yakıp, tuttuğum bir dilek gerçekleşmişti burda, şimdi de gerçekleşsin istiyorum..
Diledim, olsun! :)

Zevkler ve Renkler...

28 Eylül 2011 Çarşamba

İnsanın zevkleri de değişirmiş... Müptelası olmasam bile artık içiyorum, zoraki değil bazen ciddi canım çekiyor.. Fal da bakan olursa ohh değmeyin keyfime :) Fincan çok hoş dimi?



Tatlı kaçamaklar iyi geliyor bazen... Ama duydunuzmu ben çaya şeker atmıyorum artık..Tadı tuhaf ama yaptım alışılcak!


Çikolataaa..Sensiz olmaz..

 

Ama yine de sağlıklı beslenmeden vazgeçmemek lazım tabi...
Yeşil elma sen nasıl güzel bi nimetsin..




Bir de zevkimize uygun güzel bir şarkı açalım ve  ve kaçalım... :)
Ben bayılıyorum, diğer şarkılarını da dinlemenizi tavsiye ederim bu arkadaşın...



Laf Arası...

30 Haziran 2011 Perşembe
Kutu hastalığım var benim.
E siz de takdir edersiniz ki organizer olayında çok işe yarıyor, bütün ıvır zıvır düzeninizi sağlıyor.
Bende her bulduğum kutuya saldırıyorum. Lazım olur, bişeyler koyarım diye.
Annemse "gene kutumu aldın, tamam eşyalarını yer yok diye kutuya koyacaksın da o kutuları nereye koycaksın" diyor. E tespit süper.
Koçtaştan aldığım bu cici kutulara doldurcamı doldurdum ama artık onları koyacak yer bulamıyorum :)


Ne kaa güzel ayakkabılar dimi?
Geçen yaz benimdi.
Ama şimdi değil, değiller!
5 çift ayakkabımı atmış annem, yanlışlıkla!
Hatun temizlik yaparken atılacakların poşetiyle karıştırıp yazlık yepisyeni ayakkabılarımın olduğu koca poşeti atmışşş! Neyseki baya geçti farkına vardığım zamandan, şoku atlattım ben yani, iyyim..


Bu arada kendimde beğenmediğim yerim kesinlikle ayaklarım, taraklılar, ön kısmı geniş yani, o yüzden her ayakkabıyı rahatça giyemiyorum ben :(

 

♥Annecim♥

8 Mayıs 2011 Pazar

- Anne ben de survivor'a katılıcam
- Hihhh hayırrr ben ölürüm meraktan..
- Ama ne güzel ada filan
- Hayır ben ölürüm o zman..!

E tabii eve azcık geç kalsam arayan sürekli "nerdesin ne zaman geliyosun" diye taciz eden annemin böyle tepki vermesi normal.

Veya gece yarısı banyoya girince, ben çıkmadan uyuyamayan annem, hatta içeri girip bebek gibi hala bi ihtiyacım olup olmadığını soran annemden başka ne beklenirdiki..

Koskoca kız oldum hala çoraplarımı ayağıma giydiren, saçlarımı tarayan annemden...

Evlatları erkek de olsa eve dönmeden uyuyamayan annemden..

 
Anne işte.. Ötesi var mı? Bence ötesi yok.Çünkü karşılıksız sevginin ötesi yok ki..
Dün, bugün, yarın, her gün..Ölünceye dek..Öldükten sonra da..
Değişmeyen gerçek..Onun benim annem olması ve hep de öyle kalıcak olması...
Başta canım annemin sonrada bütün annelerin günü kutlu olsun...♥

KAVANOZ VE KAHVE

11 Nisan 2011 Pazartesi


Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse, Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,

O zaman; mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…

İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi şöyle;

Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir.


Ders başladığında;


Hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır.

Sonda da kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur.
Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.


Bunun üzerine;
profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker.
Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar.
Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler yine hep birlikte;
‘evet doldu’ derler.


Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Profesör yine aynı soruyu sorar.
Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.


Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır.
Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye.
Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar…

Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;

‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
Tenis topları;
Hayatınızdaki önemli şeylerdir.
Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter..
Çakıl taşları ise;
Sizin için daha AZ önemli olan diğer şeylerdir.
Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi..
Kum ise;
diğer ufak tefek şeylerdir.
şayet kavanoza önce kum doldurursanız;
Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir.
Vaktinizi ve enerjinizi;
Ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz;
Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.

Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.
Sağlığınıza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’


Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar;

‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’


Profesör gülerek cevaplan;


‘Bu soruyu bekliyordum.
Hayatınız NE kadar dolu olursa olsun;
Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’

Alıntıdır.

Bu güzel yazıyla güzel geçmesini temenni ettiğim bu haftaya başlamak istedim...
Umarım beğenmişsinizdir, benim çok hoşuma gitti.
Herkese iyi haftalar, sendromsuz bir pazartesi..
Derler ki Pazartesi geçti mi hafta sonu kolay gelir..
Ya da ben uydurdum :) ama öyle..:)

Mart Kapıdan Baktırdı...!

31 Mart 2011 Perşembe
Neyse ki bitiyor. Ayın son günündeyiz ve ben iyice şu ay bitsin öyle yazayım moduna girdim :)

Haftasonu Ortaköydeydik. Uzun zaman olmuştu gitmeyeli. Mis gibi güneşi görünce deniz de görülmeli bu havada dedik ve Taksimden başladık yürümeye; Dolmabahçe, Beşiktaş ve Ortaköy. Hamlaşmaktanmıdır nedir o yolu defalarca yürüdük ama bacaklarım bu seferki kadar ağrımamıştı. Resmen 3 gün kendime gelemedim. Bu arada İstanbul gerçekten kalabalık ve bırakın bi yerde oturmayı, yemek yemeyi, biyerden bişey almayı yolda yürürken bile rahat edemiyorsunuz, hep bi kuyruk sırasındasınız. Elinizi sallasanız insana çarpıyor. Bu normal şartlarda iyi bişi olmalı dimi ama yok iyi gelmiyor, insan kaldırıp kendini o ıssız, ücra sahil kasabalarına atmak istiyor...Ama şu resmi görünce de vazgeçiyor hemen! :)



Bu haftanın bana attığı kazık ise boyun tutulması gibi can sıkıcı sağlıksal bir mevzuydu ne yazıkki. Böyle bir acıyı, ağrıyı daha önce yaşadığımı hiç hatırlamıyorum. Günün sonlarında başlayan ağrı akşamdan diğer sabaha devam etti. Ve ertesi sabaha acıyla uyandım. İşyerine gidip ufak işlerimi halledip izin alıp tekrar döndüm eve. Tüm ısrarlara rağmen doktora gitmedim. Felçli gibi kalakaldım öyle. Allah kimsenin başına vermesin bela bişey ki klima ve yanlış oturmayla alakalı haberiniz olsun ben etmedim siz dikkat edin kendinize.

Farkettim ki Mart ayları ile aramız pek yok. Geçen senede sıkıntılı geçmiş.Özellikle ay sonuna doğru beni baya sıktı açıkçası. Habire bişeyler kaybediyorum, maaş kartı gibi önemli bişey mesela ve tekrar başvuru yapıyorum ama iki hafta oluyor, hala kargoda elime ulaşmıyor. Sadece benle de alakalı değil şansızlık. Yaptığım bir alışverişte ücret tam 4 defa çekiliyor mesela ki daha önce hiç başıma gelmemişti. Hesaplarımı kontrol etmesem ödicem paşa paşa, az buz bişi de değil. Bakın benden çok iyi ders çıkarabilirsiniz :) Bu da etti 2 :)
Beni sevindiren tek şey ise Markafoniden sipariş ettiğim elbiselerime kavuşmaktı.Dolabım Yazlık elbiselerle doldu taştı, havaların güneşli ama soğuk olduğu şu kandırıkçı günlerde sıra gelmesi mümkün değil.İnanmazsınız ama ben hala boğazlı trikolarımı, hırkalarımı filan giyiyorum. Yani bi türlü özlediğim havaya ulaşamadım.Ama benim mevsimim bahar değil zaten, yaz! Sevmem öle bi soğuk bi sıcak, orta şekerli havayı. Güneş sıcağın hakkını vericek, öyle! :)

 
Cicilerimden bi görüntü de yayınlayayım merak edenler için. İstiyorum ki güzelce kombinleyim üzerimde görün, o yüzden şimdilik gelişigüzel fotoladım. Resmin yansıtamadıklarını ben anlatayım ; Bu yaz beyaz bir elbise istiyordum, bembeyaz tril tril. Bu elbise biraz fazla yazlık oldu benim için, hem çok kısa, hemde rengi kreme kaçıyor, ama sevdim. Diğeri ise denizci temalı  lacivert beyaz fiyonklu. İki elbisenin de etek kısımları katlı ki bu benim ev sevdiğim detay. Mankenin üzerinde çok gzel duruyorlardı, bakalım bende nasıl duracak.Hadi bakalım  nerden baksanız 2 ayımız var, bekleyip görelim :)

Seviyorum ama neyi? 3 :)

25 Şubat 2011 Cuma
Yemekte yaprak sarması olduğunu görmeyi...



Nazar boncuklu herşeyi...



Uzun saçı.. (Niye saçlarını kestirdin dersiniz tabi, arada değişiklik iyidir ama uzun saçın yeri başka ve özledimmm... :))


İçmekten çok dostlarla vur kadehi ustam, bu gece de sarhoşuz ambiyansı yaratmayı :)


Ve tabiki  kırmızıyı...

 ♥
;)




S ♥ E♥ V♥ İ ♥Y ♥O ♥R ♥U ♥M ! :)

Seviyorum ama neyi? 2 :)

10 Şubat 2011 Perşembe
Rengarenk olmayı...




Yoğun işlerin arasında kendime çikolata molası vermeyi...



Gülümsemeyi unutmamayı...


Ayrıntıları güzelleştirmeyi...



Sevdiklerime süprizler hazırlamayı...




♥ ♥ ♥ SEVİYORUMMM ♥ ♥ ♥  

Hayat Ne Garip?

2 Şubat 2011 Çarşamba




Çok üzüldüm, diğer herkes gibi...
Ölüm kimseye yakışmıyor, doğru ama sevdiğin biri olunca
gerçekten inanasın gelmiyor.
Mekanın cennet olsun Defne!
Seni hep mutlu, hep neşeli, deli dolu hatırlicam..



Ne varsa dünyada bir rüya demek
Biraz da hayatı boş vermek gerek
Her şeyin Çaresi sevmek mi sevmek

Hayat devam ediyor bak
En güzel şey mutlu olmak
Gideceğiz Çırılçıplak
Hayat ne garip oooof
Hayat çok garip

Yalan olur bir gün yalan
Yaşadığım aşkım sevdam
Yaradandır Baki kalan
Hayat ne garip oooof
Hayat çok garip

Gün gelir yalnızlık
Korkusu çöker
Hayat film gibi
Son yazar biter
Dert etme kendine
Gülümse yeter


Mahsun Kırmızıgül - Cem Karaca - Düet - Hayat Ne Garip...





Yaz hiç bu kadar özlenmemişti...

28 Ocak 2011 Cuma



Şu karanlık, soğuk, kasvetli kış gününde ne düşünüyorum biliyormusun?

Bir yaz günü, belki tam öğleden sonrası.. güneşin en sıcak olduğu bir gün, aylardan Temmuz belki de..

Anltalyadayım, belki de Bodrum dolaylarında...Şehrin önemi yok, güneyde bir plajda...


Uzanmışım şezlonga, markafoniden aldığım yeni bikinim var üzerimde, gözümde plazma boyutunda güneş gözlüklerim...Bi kremlenmek için doğruluyorum, yayılmışım, bronz olma yolunda hırsla, azimle ilerliyorum, önce burnum ve yanaklarım kızarır benim, o güneş ışınlarının tenimde verdiği "yanıyorum yaşasın" modundaki güzel hissiyatı yaşarken; ne o - ne bu, ne ofis, ne işler, kafam rahat, bir tek su soğukmudur acaba, biraz daha yanayım sonra girerim, hem daha yeni kremlendim diye düşünüyorum..
Kulağımda son moda şarkıları çalan bir ipodum olsunmu olmasınmı karar veremiyorum.
Zira uyuycak gibi olurken o mahmurlukta, o huzur ve rahatlıkta, etraftan gelen tatil sesleri daha bir ninni gibi geliyor; kumdan kalesinin dalgalar tarafından bozulmasına salakça ama çok şirince tepki veren çocukların cıvıldamaları, suya atlayınca çocuktan daha şımarıklaşan insanların sesleri, çok  yumuşak, zaman zaman hırçın dalga sesleri, işte o bahsi geçen son moda şarkıların arka fondaki bi beach clubdan hafif hafif tınlaması... Kalbinimi kırdımm afedersinnnn..veya...Buraadaa Tecrübee konuşuyorrr.. Evet Demet standarttır o anda. Çünkü şu bir gerçektir ki; Demet şarkıları hiçbir zaman ve hiçbir yerde o ambiyansta dinlenildiği kadar tat vermiyor.. Beach music diye bir kategori olsa kesinlikle açık ara ipi göğüsleyen isim Demet Ablamız olur.. Zaten karpuz kabuğu denize düşünce değil Demet albüm çıkardığında anlıyoruz yazın geldiğini, sezonun açıldığını..

Velhasıl kelam yazı özledim ben, ama sabretmeliyim dimi,şunun şurasında ne kaldı yaza? 5 aycık..:)

O zaman Demetle beraber yazı özlüyoruz..Dinleyelim güzelleşelim bu Cuma öğleden sonrasında.. :)

Timsah.com
İzleyin:

Related Posts with Thumbnails