analizlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
analizlerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

EK GIDA Masalı...

20 Ocak 2017 Cuma
Eskiden herşey daha mı kolaymış yoksa Anneler daha mı az bilinçliymiş? Şimdilerde çocuk büyütmek çok daha meşaketli, incelikli.. özverili demeli miyim bilmiyorum. Bütün anneler çocuğu için en iyisini ister çünkü. Ama şu bir gerçek ki bizim çocukluğumuzda, annelerimizin zamanında bu kadar alengirli değildi herşey ve bir şekilde iyi-kötü büyüdük biz. Ama artık devir değişti, herşey çok daha kapsamlı, bilgiler çok daha ulaşılabilir, paylaşılabilir ve biz de çocuğumuz için en iyisini istiyoruz. Hepimizin ortak gayesi dünyanın en iyi annesi değil ama çocuğumuz için en iyisi olmak.

"Ek gıda" kavramı da annelik serüveni içinde özel bir yere sahip. Anne sütünün iksir mahiyetindeki mucizeviliği yadsınamaz bir gerçek. Bununla birlikte çok daha pratik, rahat ve manevi hazzı doldurulamaz. Ama daha sağlıklı bir büyüme ve gelişim için, belli bir süre sonra dünyanın en anlamlı , en kutsal işlemlerinden biri olan emzirmeyle birlikte artık bebeğinizi kendiniz dışında, dünya nimetleriyle beslemeniz gerekiyor. Benim gibi emzirmeyi seven ve rahatlığını bilen anneler için düşündürücü ve biraz da endişe verici bir durumdu ek gıdaya geçmek. Ne vermeliyim? Organik mi? Hijyenik mi? Ne kadar vermeliyim? Nasıl hazırlamalıyım? Ne zaman başlamalıyım? en temel sorulardı benim için.

Her ay rutin kontrollerimiz oluyor, çocuk doktorumuz bize bir liste veriyor vermesine. Aile büyüklerinden, deneyimli annelerden de tavsiye alıyoruz haliyle. İnternet zaten büyük bir nimet, sezarın hakkı sezara. Dünya kadar tarif var... Ama yine de her bebek aynı değildir düşüncesi beliriyor aklınızda. Ancak deneyerek emin olabiliyorsunuz, bebeğiniz için en doğrusunu öğreniyorsunuz. BLW diye bir teknik var mesela. En kısa tabirle "bebeğin kendi kendine yemesi". Ama detaya inerseniz, sebze meyveler buharda pişecek, önüne koyacaksınız kendisi yiyip sevecek, yerler, üstü başı batabilir hiç sorun değil ve bunu 3 gün kuralı ile yapacaksınız. Bu da bebeğinizin hangi besine karşı alerjisi var anlayıp öğrenmek için, var da var yani. Diyorum ya sonsuz bir derya, içine girip kaybolabilirsiniz. Başarılmış ki formül olmuş, milyonlarca kişi için. Ama buna şartlanmak, fazlaca kasıp strese girmek hem kendinizi hem bebeğinizi mutsuz edebiliyor sonunda. O yüzden genel kurallara evet,  bilgiler hep akılda ama her annenin reçetesi çocuğuyla arasındaki bağda gizli bence, çözmek bizim bileceğimiz iş.



O yüzden ben herhangi bir tarif vermeyeceğim. Kendim de doktorumun verdiği listeyi, arkadaşlarımın paylaştığı bilgileri baz alıyorum. Artık 6 ayımızı doldurduk. Yaklaşık 1 aydır düzenli olmasa da tatlarını bilsin diye meyve, sebze veriyorum. Bir kaç haftadır sabahları bebe bisküvili veya irmikli muhallebi, öğlen meyve püresi akşam da çorba hazırlamaya çalışıyorum. Bazı günler bu rutini kaçırıyordum doğrusunu söylemek gerekirse. Ama 6 ayı dolmadığı için önemsemiyordum. Doktorumuz 5. ay kontrolünden sonra muhallebilere başlayabilirsin azar azar demişti. Ama bir başka doktordan 6 ay sadece anne sütü tavsiyesi almıştım. Kafamı karıştıran en önemli noktalardan biri de buydu. Öyle ki 4. ayda ek gıdaya başlayan arkadaşlarım vardı. Ama ne kadar geç o kadar iyi diye düşündüm kendimce. Demin de bahsettiğim gibi en iyi en doğru karaları bebeğinizle, onun reaksiyonları ile birlikte siz alacaksınız.





Gelelim ek gıda alışverişine. Sistemli olmak için gerekli araç gereçleri önceden temin etmenizde yarar var. 

Bizim mama sandalyemiz; alçalıp, yükseltilebiliyor. Henüz oturamayan bebekler için yatma konumuna getirilebiliyor. Altında minik bir sepeti var, mama önlüklerinizi veya herhangi bir malzemeyi orada muhafaza edebilirsiniz. Önündeki tablası çıkıp sandalye olarak kullanılabiliyor ve en güzeli tekerlekli olduğu için her yere kolayca taşınabiliyor.


Cam rende en önemli ihtiyaçlardan biri. Besin emziğini de kullanışlı buldum, meyvelerin tadını alabilsin diye daha erken aylarda dahi kullanıma başlanabilir.


Mama tabaklarımız çok cici değil mi?  Önlüklerimiz gibi hediye.





Bir Lohusa Masalı...

14 Aralık 2016 Çarşamba



Lohusalığa veda edeli aylar oluyor.. Ama değinmeden geçemeyeceğim hassasiyette bir konu. Yaşamadan anlaşılmayacaklar listesinde olan bir muamma da lohusalıktır. En basit tabirle doğumdan sonra kadının yaşadığı 40 günlük fizyolojik ve psikolojik sürecin adıdır lohusalık. Bu dönemde siz de "taze anne" sıfatının yanı sıra "lohusa" olarak adlandırılıyorsunuz. Ve bu demek oluyor ki herşeye alınabilir, kızabilir, küsebilirsiniz. 

Şaka bi yana bu dönemde gerçekten farklı düşünce ve hislerde oluyorsunuz. Öyle ki bunu ciddi boyutlarda yaşayıp, depresyona girip kendine veya bebeğine zarar veren kadınlarımız oluyor malesef. Kolay değil bir yandan vücudunuz eski haline dönmeye uğraşırken, bir  yandan yeni sıfatınız anneliğe alışmaya çalışıyorsunuz. Size muhtaç, her koşulda ilgilenmeniz gereken bir bebek bütün sorumluluğunuz ve önceliğiniz olmuş durumda. Uykusuzluk, yorgunluk sizi zorluyor. Hayatınızın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını farkediyorsunuz. 40 gün boyunca evden çıkmamak da kendinizi hapsedilmiş, özgürlüğü alınmış gibi hissetmeniz açısından tuz biber oluyor.



Bütün bunlar zihninizi bulandırırken, bebek bakımı konusunda adeta her biri master yapmış, engin bilgileriyle sizleri sürekli taciz eden aile büyüklerinin, bebek görmeye gelen değerli misafirlerinizin canınızı sıkması kaçınılmaz oluyor haliyle. Kurulan cümlelerin listesi bile var artık. Lohusaya söylenmeyecek sözler diye. Ben kendi duyduklarımla bir liste yapayım madem;

1.Emiyormu? Sütün yetiyormu? (en popüler soru)
2.Ay kucağa alıştırmışsın, sakın kucaklama bırak ağlasın (Ağlasın tabi, arka fon müziği gibi dinleyelim sabahtan akşama)
3. Sezeryanmi yaptın? Keşke yapmasaydın (kısmet be gülüm)
4. Ay çok küçük, ay minnacık (on günlük olduğu için olabilirmi )
5. Çok giydirmişsiniz, hem de bu havada, erkek çocuk sıcağı sevmez. (?)
6. Az giydirmişsiniz, üşüyüp hasta olacak, uğraşacaksın sonra, üç kat giydir (!!!)
7. Bu çocuk aç galiba (halbuse iki dakika beş saniye önce gözünün önünde emzirmiştin)

Normal ve zararsız gibi görülen bu sözleri lohusalıkta ve çokca duymak sizi çıldırtabilir. Oysa onlar da kadındır, onlar da lohusalık geçirmiştir, anlayış  beklemek yanlış değildir. Ve hiçbirzaman unutulmamalıdır ki bir bebeği annesinden daha iyi kimse düşünemez.

Bu dönemde aynaya baktığınızda karşınızda gördüğünüz kadını pek beğenmeyebilirsiniz. Ben aldığım kilolarımın büyük bir bölümünü ilk 10 gün gibi kısa bir sürede ve hiçbir çaba sarfetmeden verdim. Bu arada şunu da anladım ki doğumda malesef kilolarınızın çok çok az bir kısmı gidiyormuş. Ama eve döndüğünüzde, emzirmeye başladığınızda, uykusuzluk ve ödem atma da eklenince, üstelik benim gibi yaza denk gelince baya hafifleyebiliyorsunuz. Zaman bu süreçte öyle hızlı ki siz bebeğinizle ilgilenmekten farkına varamayacaksınızdır. Yine de sabırlı olmak da fayda var, emzirdiğiniz için diyet veya spor yapmak da pek doğru olmuyor açıkçası...

Dışarı çıkmama mevzusu ise bir lohusanın en büyük kabusu, hurafeden öte gitmiyor. Mümkün mü sizce? Zaten bebeğinizin 1 hafta, 1 aylık kontrolleri derken çıkmak durumunda kalıyorsunuz. Malesef bağışıklığımın zayıflaması sebebi ile kendim için de üç dört kez hastaneye gitmek hatta bir gece serum yemek durumunda kaldım ben. Hamilelik boyunca kestirmediğim iyice rapunzele bağlamış saçlarım için de kuaföre gittim. Alışveriş, fotoğrafçı, eczane derken zorunlu ihtiyaçlarınız için de olsa dışarı çıkıyorsunuz. Aslında birazcık hava almak için yürüyüşe çıkmanın, eşinizle veya bir arkadaşınızla küçük bir kahve kaçamağı yapmanın sizi kötü bir anne yapmayacağını bilmelisiniz.

Bu süreçte kendinize iyi bakmanız, her anlamda kendinizi iyi hissetmeniz gerekiyor. Hem sizin hem bebeğinizin sağlığı ve mutluluğu için. Size bu konuda destek olacak, yardım edecek sizi iyi hissttirecek kişilere düşüyor aslında en büyük görev. Lohusayı yalnız bırakmamalı, ona pozitif enerji vermeli ve tabiki yardımlarını esirgememelidir. Bu dönemde anlaşılmak bile en büyük yardımdır lohusa için.






Dünden Bugüne Fastfood..

17 Şubat 2011 Perşembe



Genelde AVM'lere gidince bakıyorum da fastfoodun dibine vurmuşuz, ya da o bizi kalbimizden.
Eskiden çocuklar, gençler severdi, şimdi ebeveynler hatta yaşlı amca, teyzeler.
Ben de iflah olmaz bir Burgerkolik olduğumdan sözüm meclisten içeri giriyor haliyle. Hiç hazetmiyorum bundan ama hamburger yerken kendimi çocuk gibi mutlu hissediyorum :)


Biz çocukken facefood zinciri bu kadar uzun değildi, ayda yılda bir giderdik büyük bir heyecan ve mutlulukla.  Hayatımızda fastfood adına sıkıcı okul kantini yiyecekleri ve buna alternatif bakkal amca nimetleri vardı. Şöyle bi geriye, yıllar yıllar öncesine gidiyorum, etraf bulanıklaşsın ve işte o güzelim zamanlardan hatırladıklarım;

* İlkokulda yada ortaokuldayız, ne farkeder bunlar birleşip ilköğretim oldu zaten, o çağlardayız işte :) Okulumuzun tam karşısında emsallerine göre biraz daha büyük bir bakkal var, namı diğer Selçuk Bakkal :) Orta yaşlarda bir adamcağız hep teneffüs aralarında dışarı çıkması yasak olan öğrenciler tarafından parmaklıklı kapıda; "Selçuk Ağbiiiee Selçuk Ağbieee" diye yırtınırcasına çağrılır, siparişler verilir yine o parmaklı kapıdan teslim alınırdı. Selçuk Bakkal'In çok güzel salamlı ekmek araları vardı,salamlı kaşarlı.. Yanında da kola, oh mis gibi, o zaman lüks bile sayılabilirdi bunlar. Okul kantinin bozuk ketçaplı patatesine, hijyen sıfır sucuklu  tostlarına karşı güzel giden bir altenatifti. "Selçuk Ağbiii hangi salamı kesiyosun bölee çok lezzetli". "Coşkun Salam" diyordu ve biz artık kahvaltımızda bu salamı tercih ediyorduk, hoş aynı tadı vermiyordu..

* Selçuk Ağbiden sonra bide Hakan Abimiz vardı ama genç bi abimizdi kendisi. Hatta genç, yakışıklı, karizmatik, üst sınıflardaki laubali kızların gözdesi Hakan Abi.. Okula 50 metre ilerde bir apartmanın girişinde anne eli değmiş malzemelerle hazırladığı nefis kelimesinin yetersiz kalacağı hamburgerler yapar, uygun fiyatla satardı. Gözümüzün önünde tost makinesinde hamburger köfteleri ısıtır, kocaman hamburger ekmeğine annesinin hazırladığı amerikan salatası, turşu, ketçap,mayonezi eklerken bizle sohbet etmeyi ihmal etmezdi. Ama dediğim gibi en ağır misafirleri üst sınıftan kızlardı, resmen abone olmuşlardı, ortamı boş görmek ne mümkün, kendinden büyük bi erkekle ne konuşurlardı bu kızlar bukadar merak ederdim, ama orda gizli gizli sigara içenlerin de olduğunu biliyordum. Bu yemeye doyulmaz lezzetin bizim kantinden çok çok daha hijyenik olduğu kesindi.

* Geldik liseye. Lisemizde doğru dürüst bir kantin yoktu. Oldukça merkezi, hatta turistik bir yerde olmasına, dışarda çeşit çeşit yiyecek mekanları olmasına rağmen biz her öğlen arası bugün ne yesek diye düşünürdük. İşte o zaman da ekmek araları yetişiyordu imdadımıza, Yine okulun hemen önünde bir marketimiz vardı. Ve bu market sahibi abinin ismini hatırlamıyorum, daha yeni olmasına rağmen, o kadar samimi değilmişiz demekki. Bu abi komik şiveli, sık sık "sağol datlım" diyen bir adamdı hatırladığım kadarıyla. Krem peynir, zeytin ezmesi ve salam, bazen de amerikan salatası ve salam tercih ediyorduk ekmek arasına. Etraftaki ucuz dönercilerin hijyenine güvenmiyorduk ama bu bakkal yiyeceklerinin konduğu tezgah hakkında da spekülasyonlar olmadı değil, ımm neyse :) Biraz ilerimizde cadde üzerinde Mc Donalds vardı, ama öğrenci bütçesine pek iyi gelmiyordu o zamanki fiyatlar. Ve bir de börekçiden aldırdığımız kürt börekleri takıntımız da vardı o sıralar.

* Üniversitede ise; Çemberlitaşta irem Pastahanesini bilen varmıdır bilmiyorum, uzun zaman önce kapanmış, yerine mantıcımı gözlemecimi ne açılmış. Hoş ambiyanslı, özellikle turistlerin, gezenti kişilerin,öğrencilerin uğrak mekanı idi. Pizza, simitli hamburger, sandviç, poğaça tarzı hamur işi ama çeşidi bol yiyecekleri vardı. Neredeyse her öğlen arasında ordaydık. İlk biz(4 kişilik yakın kız arkadaş grubu) keşfetmiştik, pek de kimseye söylemiyorduk bu gizli mekanımızı, bize özel kalmasını istiyorduk, etrafta tanıdık sima görmek istemiyorduk. Ama zamanla gelen bayıldı giden sevdi, yayıldı baya :) Ne sırlara, ne dedikodulara ev sahipliği yaptı bu mekan.Çok resmimiz vardır orda çekilmiş. Ahh ahh o üniversiteli kızların ne anıları vardı orda bilseniz...

İşte böylee..yiyeceklerden bahsediyordum ama anılarım canlandı gözümde, ağlicam nerdeyse, özledim o yılları, ne tasasız, dertsiz günlerdi. O kadar koftiden sıkıntılarımız, takıntılarımız vardı ki şimdi gülüyorum :)

Zayıflama Anlayışım..

19 Ocak 2011 Çarşamba
Bütün kadınların  ortak belki de yegane ortak, istikrarlı sorunudur; kilo.
Alması oldukça kolay, vermesiyse illet, nefret, zor, can sıkıcı bişeydir...Bizler yemeyi seven hatunlarız. Bide kio vericem, zayıflicam niyetine rejim mejim hesabı sevdiğimiz yiyecekleri yiyememek mutsuz, keyifsiz, huzursuz eder. Eee çikolata bile yasak, nasıl mutlu olcaz şu yalan dünyada, olcak şeymi bu :)
Bende hayatım boyunca balık etli sınıfında bir hatun oldum. Zaman zaman kıyafetlerim bollaşacak kadar kilo verdim, zaman zaman da aynı kıyafetler darlaşacak kadar aldım. Hangisinin sinir bozucu olduğu malum. Zayıf olmak hepimizin hayali. Tabii zayıflık anlayışımız her zaman aynı olmayabiliyor. Zira ben çiroz diye tabir edilen bir deri bir kemik veya sıfır beden manifestosuna kapılmış hatunları belki zarif, belki narin, belki çıtır görür ama pek hoş ve albenili bulmam. Benim anlayışımda hatun kadın anatomisinin hakkını verecek. Aşırısına kaçmayacak balık et, yuvarlak hatlar, kaba tabirle ele avuca gelecek kıvrımlar bir kadının olmazsa olmazı olmalı. 45-50 kilo civarı hatunlar alınmasın, belki de ben, bende dahil, geriye kalan kadınların içini rahatlatmaya çalışıyorum. Diyorum ya herkesin zevki, rengi aynı değil.

Ama ben işte bunu sevmiyorum..Dünya kadar parası, yakışıklı bir kocası, çocukları, ünü var. Bu kadar zayıf olma bir hastalıkmı yoksa tercihmi, eğer tercihse sebebi bunca artının yanında ne olabilirki pek geçerli göremicem.


Zayıf olmak süper. Ama ideal bir kiloda hem sağlıklı hem hoş görünümlü, aynen şu hatunlar gibi tamamdır bence..Ee efsane Marlyn Monroe bile 40 bedense, en seksi en güzel bulunan ünlülerde böyle etine dolgunsa gerçekten kendimizi sıfır beden diye ziyan etmemize hiç gerek yok.. En azından ben etmiyorum :)







İSPANYOL MODASI VE KIZLARI

15 Temmuz 2010 Perşembe


Bol paça pantolon vazgeçilmezleri....





Büyük ve renkli desenli elbiseleri uzun veya kısa giymekten keyif alıyorlar










Bacak göstermekten hoşlanıyorlar e tabi o kadar uzun, düzgün ve bronz olunca.. mini eteği, şort giymeyi seviyorlar, iklimi genelde sıcak olduğundan kaçınılmaz görüntüler bunlar, sandalet ve kocaman güneş gözlüklerimizi de unutmayalım tabi.. :)









%70'i Esmer...







Sempatikler, neşeliler, sıcaklar..






Onlarda da cadde kızları olmaz olurmu, iki dirhem bi çekirdek, şık şıkıdımm ...





Kafalarına bişey takmaktan hoşlanırlar, saçlarında çiçek görme olasılığı yüksek...




Futbolu seviyorlar :)



Bence bize benziyorlar, sizce? :)

VİVA TURQUIA-ESPANA HERMANDAD :)

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Şaşırtıcı benzerlikler var Türkiye ve İspanya arasında. İspanyollar Türklere acayip benziyorlar ve bu yüzden İspanya'da Türkçe konuşmadığınız takdirde yerli muamelesi görebilirsiniz, Avrupa'da da Türkleri en çok seven ve sıcak davranan insanlardır İspanyollar. Boşuna kanımız kaynamıyor..:)

*İki ülke de imparatorluk bakiyyesi. Osmanlı Müslüman dünyanın, İspanya Hristiyan dünyanın liderliğine soyunuyor.

*Her iki ülkenin de Avrupa’daki imajı yaralı. İspanya’nınki engizisyon ve Latin Amerika işgali, Türkiye’ninki Viyana kuşatması yüzünden.

*Her iki ülkede tarıma dayanıyor ve devletçi bir geçmişe sahip. Her iki ülkede de köyden kente göç sürüyor.

*Her iki ülkede Amerikan üslerinin yapılış tarihi neredeyse aynı. İki ülke halkı arasında da Amerikan karşıtlığı son derece yüksek.

*Muhtelif Avrupa ülkelerinde yüzbinlerce İspanyol ve Türk işçi var.

*Her iki ülke de azınlık milliyetçiliğini kontrol altına tutmakta zorlanıyor. İspanya’nın Bask ve Katalan sorunu, Türkiye’nin ise Kürt sorunu çözüm bekliyor.

*Her iki ülke de hem gelenekçi, hem de modernleşme yanlısı. İspanya’da Katolik kilisesi ve karşıtları, Türkiye’de ise laikler ve İslamcılar arasında kutuplaşma yaşanıyor.

*İspanya AB’ye üye olarak sorunlarının önemli bir kısmını çözdü. Türkiye, AB’ye üye olarak sorunlarının önemli bir kısmını çözmek istiyor.










İspanya Ligi’nin güçlü takımı Deportivo La Coruna’nın kendi sahasında oynadığı maçlarda tribünlerinde mutlaka bir Türk bayrağı asılıyor.

20 yıl önce ezeli rakipleri Celto Vigo’nun taraftarlarının hakaret amacıyla Deportivolulara "Türk" demeye başladığı ancak Deportivoluların bunu hakaret olarak algılamadığı aksine ‘Türk gibi güçlü’ olarak görünmekten hoşlandığı ortaya çıktı. Ve ondan beridir Türk Bayrağı trübünlerinden eksik olmuyor.

Deportivo İspanya’nın Galicia bölgesinin takımı. Barboros Hayreddin Paşa Akdeniz’e hükmettiği sıralarda Avrupa'nın yarısına sahip, dünyanın en büyük Hristiyan devleti olan İspanya'yı yaptığı baskın ve savaşlarla sarsmakta, binlerce İspanyol'u esir almakta ve İspanyol işkenceleriyle öldürülen Endülüslüler'in binlercesini de katliamlardan kurtararak gemileriyle Mağrip'e taşımaktaydı. İşte bu sıralarda İspanya’nın yiğitliği ile ünlü Galicia bölgesinin delikanlıları Barboros’a ve Türkler'e çeşitli konularda destek vermişler. Bu desteği içlerine sindiremeyen rakip kent Vigo Halkı ise ihanet saydıkları bu durum karşısında La Coruna’lılara "Türkler" adını takmışlar. Buna karşılık, La Coruna Halkı da Celta Vigo'lulara Portekizliler'e yakınlıkları sebebiyle "Hain" manasına "Portekizli" yakıştırması yapmışlar. İki komşu şehir arasında yüzyıllardan beri süregelen bu rekabet günümüzde ise özellikle futbolda kendini göstermektedir.
















Celta Vigo’lular, Deportivo’lulara Türkler'e verdikleri destek nedeniyle; Deportivo’lular da Celta Vigo’lulara Portekiz’lilere yakınlıkları sebebiyle, "Hain" yakıştırması yapmaya ve rakiplerince takılmış bu adları inadına ve zevkle sahiplenmeye devam etmektedirler. Vigo şehrinin takımı Celta’da çok sayıda Portekiz taraftar derneği kurulmasına karşılık La Coruna takımı Deportivo'da da ateşli Türk dernekleri kurulmuş. İşte bu sebeple Deportivo La Coruna’nın her oynadığı maçta sahaya asılmış çok sayıda Türk bayrağı görebilirsiniz. Celta’lı futbolseverler derbi maçlarda "Türkler dışarı" diye tezahürat yaparken, Deportivo’lular da "En büyük Türkiye" diyerek gururla takımlarını desteklemektedirler. .





Erkek Arkaşınızın Stil Direktörümüsünüz...

3 Nisan 2010 Cumartesi
Erkek Arkadaşınızın giyimine karışırmısınız veya eşinizin?



Ben karışırım, karışmak ne kelime stil direktörü, imaj makerı olur çıkarım..Müdehale etmesek ohooo, pembe giymez, mor giymez, taşlı giymez, şöle giymez, böle giymez, takımının eşofmanı neyimle günlerce idare edebilir. Tamam onların bizim gibi dolapları taşmak zorunda değil.Ama kurtarıcı giysileri olmalıdır muhakkak gardroplarında. E onlar için bunu sağlayacak kişi de kankaları değildir, karşı cinsidir, biz bayanlardır bence.


Erkekler kızarkadaşlarıyla, eşleriyle alışverişe çıkmalılar bana göre. Gerçi çoğu sevmez alışveriş yapmayı ama bişeyler alması gerekiyordur muhakkak. Çünkü itiraf etmeleri gerekirse bizim beğenmemiz daha önemlidir onun için. Ben de iyi beğenirim tabi. Belki erkek giyimindeki zevkim kadın giyiminden daha iyidir. Çünkü bayan giyiminde herkesin zevki ayrıdır, bizler çeşitliliği, çok tarzlılığı severiz, farklı şeylerden hoşlanabiliriz. Ama erkek giyiminde genelde herkes aynı şeyleri beğenir, şık ve hoş olmak o kadar zor değildir.






Erkek izleyicilerime de nacizane tavsiyem olsun. Ben takım elbiseyi erkeklere çok yakıştırırım, bi çok bayan da öyle. Tabi takım elbise çok rahat bi giysi değildir, kravat filan sıkar erkeği. İş hayatında veya özel davetlerde giyilmesi yeterlidir. Dikkat edilecek husus kravat, gömlek renk uyumudur. Ceket - gömlek kombini, altına kot pantalon, spor ayakkabı da giyilse çok şık gösterir er kişiyi. İtalyan kesim yani altı dar gelen gömlekler de fiziğin daha yapılı ve hoş görünmesini sağlayıp göze gönle hitap eder :)







Ayakkabıya gelirsek klasik ayakkabılarınızı takım elbisenizin altına filan giyin lütfen ki artık spor ayakkabı bile hoş durabiliyor takım elbiseyle. Spor ayakkabı erkeklere tartışmasız en yakışan ayakkabı. Öyle eski baba ayakkabısı gibi kundurularınız, hele de kot altına giyilmişse ofsayta düşmüşsünüzdür emin olun, hakeme itiraz etmeyin hani kırmızı kart bile görebilirsiniz hatun tarafından benden demesi.






Yaz geldi artık. Bu sezon sevdiğim stil, tişört üstüne kısa kollu gömlek olacak heralde. Gömleğin önü bi kaç düğme açık veya komple açık olabilir, altta tişörtümüz var tabi. Altına da bol kesim pantalon. Ve spor ayakkabımız.








Bayanlar kadar olmasa da erkeklerin de aksesuarları kıyafetlerini tamamlayıcı rol oynuyor. Kemer, saat, şapka gibi aksesuarlar göz ardı edilmemeli..Bayanlar bunlara da dikkat eder.



Saçlara gelirsek asker traşı erkeklere en yakışan saç stili kanaatimce, tabi bazı hatunlar uzun sever, jöleli sever, fönlü sever.Ama bu saç hem erkekler için uğraştırıcı değil hem de bu yaz moda olacak gibi, tabi asker traşı saçı sinek kaydı yüzle değil, kirli sakalla kullanmak en ideali ve en uyumlusu diyebilirim...
Dünyada erkek stil ikonu olarak david beckham diyebilirim. E tabi allah var giydiği de yakışıyor :) Türkiye'de Kenan İmirzalioğlu, Kıvanç Tatlıtuğ iyi giyinenlerden başka aklıma gelmedi..
Son olarak yakışıklı olmanız önemli değil güzel giyinmeniz size gerekli karizmayı sağlayacaktır zaten ;)

Ne Zaman 'Ev'lenilir?

5 Mart 2010 Cuma


Anneme diyorum ben bu odaya sığamıyorum artık... (Taşıyor eşyalar..koyacak yer yok..) Cevap ; Evlen o zaman :)

İlginç bi yaklaşımmm tabi... Ev- len mek. Acayip bi kelime...

Ev kurmak. Ev'lenmek...




:)

Ve Biraz da Thalia..(Biraz mı?) :)

18 Şubat 2010 Perşembe



Güzel kelimesinin hakkını vermekle kalmayıp şirinliğe, estetiğe, zerafete etiket olur bu hatun.


Ve karşınızda latin güzeli "THALIA"



Aksesuarları çok hoş..






Çocuk da yapar kariyerde..




Bu pembe gömleğin aynısını bulsammm...







Bu ne doğallık, bu ne doğalken bile güzel olma durumu? :)




Mağrur ve masum bi duruşu var...







Sıcak ve sempatik...







Elbisesine bayıldımm..O'na da kırmızı çok yakışıyoor...








Hep de gülermişşş..:)





Aa Enriqueyle kankaymışlar :P E ne de olsa "latin kardeşliği":)






Stil sahibi :)







Baştan çıkarıcı :)







Her daim Fotojenik..










Işıl ışıl ve dolu dolu bakan gözler...





Sportiff...





Ceci Güzellik Enstitüsü AR-GE Labaratuarı tarafından test edip onaylanmıştır


10'da 10 Kusursuz!



:)

Related Posts with Thumbnails