Tarihi Romanlar..

30 Nisan 2015 Perşembe
800 sayfalık bu kitabı bitireli çok olmadı ama başlayalı ve bu resmi çekeli epey olmuştu. Saray entrikalarını, tarih romanlarını sevenler için ilaç gibi bir kitap. Aslında sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın. Demet Altınyelekçioğlu'nun -henüz okumayıp incelediğim- diğer romanları gibi  uzuuun olduğu kadar akıcı, yazım dili ve anlatım şekli ilgi çekici, gerçek tarihi bir öyküyü okurken müthiş bir hayalgücünün kurgusunda sürüklenecek, belki o sarayın içinde olmak isteyeceksiniz. Bu gibi tarihi kitapları okurken şuan sahip olduklarımızın hiçbirinin olmadığı o devirde yaşamanın hayretini, ilginçliğini hissediyorum. Zaten Muhteşem Yüzyıl dizisi ile de bir çoğumuz bu merakını keşfetmişti. Sarayda neler oluyor? Gerçekten bunlar yaşandı mı?

Nurbanu'ya gelince Osmanlı Haremine girmeden önce gerçek adının Cecilia olması ayrı bir hoşluktu benim için. Venedik'in Altın Kızı Cecilia Baffo çocuk denecek yaşta kaçırılıp köle olarak geldiği Osmanlı Sarayında adeta yeniden doğuyor, kendi ve Osmanlının kaderini çiziyor. Yazarın sultanların hayatları ile ilgili kitap serisine bakınca Osmanlı tarihinin kadın gücü, hırsı, mücade ve zaferleriyle işlendiğini, iktidarın perde arkasında kadınların olduğunu göreceksiniz, her ne kadar doğruluğu tartışılsa da...




İlk romanını okuduğum diğer tarihçi yazar ise Naşide Gökbudak. Milli mücadelenin önemini hissettiren, Kurtuluş Savaşı esnasında, düşman işgali altında Ege'de ve hatta Cunda'nın taşlı sokaklarında filizlenen zor ama asil bir aşkı konu alan Feraye adlı kitabını çok sevdim ve çok etkilendim. Yazarın anlatım tarzı çok dokunaklı, olay örgüsü ilgi çekici. Bir yandan gerçek bir savaşı, adım adım yaklaşan zaferin ne zorluklarla ne yokluklarla alındığını büyük bir minnetle anlarken, bu zorlu mücadelenin gölgesinde Yüzbaşı ve Ferayenin hem uzak hem yakın ilişkileri sizleri mutlu son için sabırsızlandıracak.  Hazır kitaplardan diziler, filmler çekilme furyası başlamışken bu romanında filminin yapılmasını isterdim. Hem tarihimiz daha iyi bilinsin, bu toprakları nasıl canımız pahasına savunduğumuz anlaşılsın hem de gerçek aşkı görüp izleyelim..

Kalpler ve Pembeler...

17 Nisan 2015 Cuma

Yine pembeler çıktı ortaya..
Geldi mi bahar sahi?
İçimize de gelsin o zaman...
Kalpler, pembelerle sofralar bile daha özel, daha güzel sanki...
 



Bir Takı'm İşler..

11 Şubat 2015 Çarşamba
 
 Yeni ciciler..
 
 
Her güne bir bileklik...
 


 
 
Tuvalet masamın görünmeyen gizli olan yan bölümüne english homedan aldığım bu askılığı monta ettik. Açıkçası duvara asmak pek içime sinmiyordu. Hem görüntü açısından da pek hoş durmayacağını düşündüm. Siz de dolap içinize veya tuvalet masanızın uygun bir yerine bu askılıklardan monte edip kolyelerinizi asabilirsiniz.
Bu sayede kolyelerimizin artık arap saçına dönmeyecek olması mutluluk verici...
 
 
 


Cumartesi Kahvaltıları...

5 Şubat 2015 Perşembe
Pazar kahvaltıları ne kadar kalabalıksa cumartesi kahvaltıları da o kadar yalnızdır...


Baykuşlarımı saymazsak tabi...


Neler Okudum?

28 Ocak 2015 Çarşamba
Arayı baya açmışım. Bu arada da baya kitap okumuşum...
 
 Film keyfi görünümlü kitap keyfi...
 
 
Kahraman Tazeoğlu'nu romantik, dokunaklı şiirlerinden tanıyordum fakat kitabını alıp okumamıştım hiç. Çünkü fazla aşk ve arabesk bulacağımı tahmin ediyordum. Ama "Yaralı" ismi ve kapağı ile çok satanlarda göz kırparken insanda merak uyandırmıyor değildi. Nitekim beğendim değil ama beni yanıltmadı. Aşk acısı, ayrılık adına derin ve anlamlı cümleler okumak istiyorsanız doyurucu bir kitap, benim gibi tarzım değil diyorsanız da zaman kaybı, okumamak sizi eksiltmez..
 
 
 
Yemek yerken bile o kitap okunacak...(Bazı akşamlar yalnız yediğim doğrudur-:)
 
Bir solukta okunacak esasında çok derin olmayan, kurgusu zayıf bir kitap Handan.... Ayşe Kulin Halide Edip Adıvar'ın Cumhuriyet kadını Handan'ını günümüz, modern ve yalnız kadın Handan ile kıyaslıyor. Başlarda belli bir ahenk içinde giden hikaye sonra sanki uydurma bir hal alıyor, biraz güldürüyor, hüzünlendiriyor ama kıyaslama tam manasıyla yapılamıyor. Gezi olaylarına değinmesi ayrı bir hoşluktu benim için. Ama bu kitabın konusu ya tamamen Gezi olayları olmalı ya da Handanların kıyaslamaları olmalıydı. Bu şekilde anlam bütünlüğü kaybolmuş gibi geldi bana.
 
 
Pembe ve Yusuf bir töre hikayesini anlatıyor ama o kadar içten ve duygu yüklü yazılmış ki karakterler ve olaylar sizi derinden etkilerken, bunaltmıyor, sıkmıyor..
Bir solukta okunabilecek yalın bir kitap.
 
 
 Hediyenin kitap olanı makbuldür..
 
Bu tarzı seviyorum ama polisiye/gerilim türünün usta kalemi Tess'i ilk defa okuma fırsatı buldum. Oldukça başarılı bir kurguydu. Katili ve olay örgüsünü tahmin edemiyor ve sonunda şaşırıp sarsılıyorsanız başarılı bir kitap okumuşsunuzdur zaten.
Uçurtma Avcısı yazarın okuduğum ikinci kitabı. Bin Muhteşem Güneş çok etkilemişti beni. Bu da öyle çok etkiledi ki kesin filmi vardır bunun ve filmini izlemeliyim dedim. Tabiki filmde kitapta bulduğunuz tadı bulamıyorsunuz ama gerçek hikayeler hep etkiler..
 
 
Bazen mutluluğun resmi bu olabiliyor... Yararlı ve zararlı alışkanlar aynı anda tüketilebiliyor...
 
 

Mevsimi Geldiyse Filmler...

7 Kasım 2014 Cuma


Gone Girl- Kayıp Kız

Daha önce bir filmin vizyona girmesini bu denli beklemişmiydim hatırlamıyorum. 10 Ekim Cuma'yı zor ettim, akşamına hemen ilk seansa eşimle biletimizi aldım. Ha evde milli maç izleme planları olan eşim için seansın geç başlaması ve filmin 2,5 saatlik uzunluğu başlangıç da canını sıkmış olsa da filmin ilk bir saatinden sonrasını gözünü kırpmadan, merakla izlediğine sevinçle şahit oldum. Kitabını okuduğum için ne bulacağımı biliyordum ben ama O biraz önyargılıydı. Filmin reklamının yapılmaması, vizyonda son dönem Türk filmlerinin revaçta olması bir çok insanı filmden habersiz ve etkisiz kılıyordu. Ama şimdi imdb'deki puanına ve yorumlara göz atarsanız, aslında sadece yönetmenine bile bakarsanız oldukça iddalı bir yapıtla karşı karşıya olduğunuzu anlarsınız.


Kitabın kapağında yer alan "her hikayenin öteki bir yüzü vardır" yazısı hem herşeyi özetliyor hem de buram buram gizem kokuyor. Bir evlilikte herkesin yaşadığı sorunlar, bir takım hatalar, değişimler olabilir. Eşler gerçek karakterlerini birbirinden- hem de uzun bir süre- saklayabilir. Yaşanan bu çatışmaların son noktası nereye kadar götürülebilir sizce? Ve o son noktaya karar verilince elde edilecek sonuçları göze alacak kadar deli, gözü kara, zeki olmak, sonuç acımasız, vahşi olsa da hayranlık uyandırıp, alkışı hak etmez mi?  Ben şahsen hayran kaldım. Kadına mı, erkeğe mi? Onu da izleyip göreceksiniz, spoiler yok.



Pek Yakında

Bir çok kişi filmi izledi ve çok beğendi. Zaten Cem Yılmaz ibaresini gördüğümüz birşeyi beğenmemek olurmuymuş hiç? Çünkü neden Cem Yılmaz komik, kaliteli, ulaşılmaz, pahalı (!) vs.. Filmin değerine bakmak gerekir kanımca. Evet Türk sineması ortalamasına göre gayet iyi bir film. Hele Recep İvediklere, Kolpaçinolara ve binumum amaçsız, tüket-at türk komedi filmlerine göre. Yeşilçam'a saygı duruşu, sinemanın görünmeyenlerini seyirciyle paylaşması, film içinde film durumu farklı bir tattı. Ama kabul edelim içindeki bazı diyaloglar çok yapay, bazı olaylar çok klişe. Şu boşanma arifesinde, çocuğundan uzak yalnız kovboy profilinden sıkılmadık mı? Av Mevsimi ve Organize İşleri hatırladım bi ara. Çocuğuna yetmeye çalışan bir kadın ve ona asılan fırsatçı bir ana kuzusu. Ama esas erkek onu döver! Her hikayede olan kötü bir adam, mafya babası, şantaj vs. Dram olacaksa bunlar olmalı diye bir kaide mi var bilemiyorum. Artık farklı karakterler, hikayeler görmek istiyoruz. He tabii asıl karakterler dışında araya bir kaç konuk, bol sükseli sanatçı da eklenirse Türk halkı bu filmi çok sever öyle değil mi..Bir de Bayram'da çıkardık mı iyi gişe yapar. Filmi beğenmedim demeye dilim varmıyor, ama bi ton ürün yerleştirme, reklam almış, ticari kaygıyla yapılmış tipik türk komedisi, sanki  çok beğenilmesini abartı buldum ben...


Halam Geldi

Bu filmi sinemada izlemek istemiştim ama fırsat olmamıştı. Sosyal mesaj veren filmleri filmi çok beğenmesem bile kendimce duyarlılık örneği göstermek belki de destek olsun, onların gözünden bakıp, anlayayım diye izlemeye çalışırım. Çocuk gelinleri, akraba evliliklerini konu edinen ve yaşanmış gerçek bir hikayeyi anlatan bu filmden etkilenmemek elde değil. Bir kere hiç sıkılmadım, film uzun deniliyor ama bana kısa bile geldi. Filmin yüksek bir temposu yok ama gereksiz sahneleri de yok, konuyla başlıyor ve o şekilde sona eriyor. Büyük bir prodüksiyon beklememek lazım ama oyunculardan yana sıkıntı yok, tüyleri diken diken eden bir hikaye. Muhakkak izlenmeli, aslında konunun muhattapları, töre adı altında oyun çağıdaki çocukları babaları yaşlarında adamlarla evlendirecek tarzda çirkinlikler, katliamlar yapanlar izlemeli dışarıdan nasıl göründüklerini...



Sadece Sen

Ben demiştim bunlar hep Kore filmleri yüzünden diye. Al işte romantizmin, duygusallığın dibi bir film daha. Ağlatır mı ağlatır. Sevdim mi sevdim. Hikayesi çok basit, tesadüfler öyle abartılmış ki inandırıcılığı zorluyor, orjinalinden uyarlanmış ama film sonunda bu not olarak eklenmiş, kandırmaca yok yani. Sevdiğim noktalara gelince, daha önceki filmlerinde bu kadar sevmemiştim Belçim'i. Nasıl güzel oynadı kör bir kızı. Hayatın sillesini yemiş insanların, sakatlıkları, acıları hep başka yerde ama hiç yadırgamadan, tüm benliğiyle sevip aşık oluyorlar birbirlerini. Eski bir dövüşçünün ve kör bir kızın aşk hikayesi etkiledi beni daha çok. Geri kalan alengirler, olay kurgusu biraz türk filmi tadında ama kızın yaşadığı o şirin, mütevazi ev, sokak, hediye edilen köpek, denizin ortasındaki salıncak, kurulan hayaller gibi detaylar bu filme artı puan vermemi sağlıyor.



İsteyince Oluyomuş...

4 Kasım 2014 Salı
Henüz istediğim gibi tutturamadım ama azmettim inşallah kuymak yapma da vuslata ereceğim bir gün..


Ve ev yapımı hamburger üstüne çalışıyorum.
Klasik tencere yemeklerinden sıkıldığımızda hepimizin canı fast food istiyordur ara sıra. Ama dışarıdakilerin sağlıksız olduğunu da bildiğimizden evde yapılan hamburger aynı lezzeti verir, aynı etkiyi yaratır mı diye deneyimlerde bulunuyoruz. Deneye deneye öğreneceğiz elbet.


Lezzetli bir hamburgerin sırrını keşfetmek adına gittiğim mekanların burgerlerini denemeden de geçmiyorum.



Demek ki neymiş azmedince oluyormuş... Kahve bahane köpük şahane :)


Küçük Ev Aletleri...

16 Ekim 2014 Perşembe

Geçtiğimiz Kurban bayramında, televizyonlarda bolca boy gösteren evde etimizi çekip kıyma yapabilen makina reklamını görünce teknolojinin biz kadınlara ne denli hizmet ve hitap ettiğini düşünmeden edemedim. Ne güzel; herşeyin sadece fişi takıp, düğmesine basıp sonuca ulaştıracak bir makinesi var. Aslında işimize yarar, niye yaramasın, bütün küçük elektrikli ev aletleri gibi zamanı gelince, sırası gelince işe yarayacak, kullanılacak, hayır duamızı alacaktır elbet.  Yalnız bütün o işe yarar, nimet tadında makinalara sahip olan bir mutfak uzay mekiğini andırır kanaatimce, düşünsenize tezgahınızda tabak koymaya, sebze doğramaya yeriniz olmuyor bunlardan. Mikrodalga, mini fırın, tost makinesi, çay makinesi, kahve makinesi, mutfak robotu (blender, narenciye, doğrayıcı, mikser vs.), mısır patlatma makinesi, waffle makinesi,elektrikli ızgara, fritoz, actifry, ekmek yapma makinesi, yumurta haşlama makinesi ve şuan aklıma gelmeyen nice türevleri...

Bide öyle cicili bicili süslüyorlar ki işe yarasın yaramasın o köşede dursun, görsel şölen olsun tarzında alıp koymak istiyorsun. Tıpkı benim mısır patlatma ve waffle makinasına sırf şeklinden heves ettiğim ama direnmeyi başardığım gibi. Aslında kişiye göre değişir gerekliliği ve gereksizliği. Sık sık film izlenen bir evde mısır patlatma makinası çok da abes olmaz açıkcası ama waffle makinasını kullanmak adına her akşam  yenilecek wafflelar ve akabinde gelecek kiloları düşünce vazgeçiyorum diğerinden.

Ben türk kahvemi cezvede yapıyorum çünkü kahveyle aram pek iyi değil ama içmiyor da değilim. Çalışan biriyim, evde temizlikten sonra, akşam yemeğinden önce kahve keyfim olmuyor, sürekli misafir de ağırlamıyorum ama olunca kahve yapmadan geri kalmıyorum. Sırf yer kaplamasın, tezgahım özgür olsun, mutfak uzay mekiğine dönmesin diye uzak duruyorum. Bi de ocakta cezvenin tadı ayrı diyorlar ama ben yeterince köpürttüremiyorum. Ve sırf köpürtsün diye de kahve makinesi istiyorum.. Siz kahvenizi nasıl alırdınız? Sade, orta, şekerli şeklinde değil makinada mı cezvede mi?

Related Posts with Thumbnails